Bilinmeyen Tabiiyet: Fas’ın Osmanlı Hakimiyetine Girişi

fas-osmanli

Osmanlı İmparatorluğu haritalarında bilinenin aksine çok yanlışlar vardır. Bunlardan biri de Fas’tır!

Başlık yanıltmasın bu yazıda birçok hususu değineceğiz. Fas’ın İslam Medeniyeti’nin bir yapı taşı olmasından Osmanlı hakimiyetine girişine kadar bilgiler vereceğim. Ek olarak Türkler nezdinde bir bölgenin veya topluluğun hakimiyet altına alınmasının öğelerine de değineceğiz. Zira bu tanım kimileri için sınırları belli kurallara dayalıyken Türkler ve özellikle Osmanlı için “nasıldı?” diye sorarak cevaplayacağız.

İlk olarak Fas’ın İslam Medeniyeti’ne dahil oluşuna kısaca değinelim. İslam Halifesi ve aynı zamanda Emeviler’in başarılı lideri olan Abdülmelik bin Mervan, ölmeden önce  oğullarından Velid’i birinci, Süleyman’ı ise ikinci veliaht ilan etti. Kendisi vefat ettikten sonra yerine Velid geçti ve İslam Medeniyeti’nin o döneme kadar olan en büyük ikinci fetih mücadelesini başlattı. Öyle ki Atlas Okyanusu’ndan Ceyhun Nehri’ne kadar devasa bir medeniyet temellendirildi. Fas’ın da İslam Medeniyeti’nin bir üyesi olduğu dönem Halife Velid bin Abdulmelik zamanına denk gelir. Bu dönemde Kuzey Afrika bir eyaletti ve valisi de Musa bin Nusayr idi. Fas’ın tamamıyla fethedilerek İspanya’ya çıkılması da bu değerli valinin uğraşlarıyla gerçekleşmiştir.

Dünya’da fani olmayan yok. Emeviler tarihin tozlu sayfalarındaki bölümlerini tamamlarken, Abbasiler o sayfaların devamında yer almaya başladılar. Fas artık Berberiler ile Araplar’ın beraber yaşadığı hatta melez bir topluluğun oluşmaya başladığı bir yer haline geldi. Abbasiler de ömürlerini tamamladıklarında bu sefer mahalli yönetimler ortaya çıkmaya başladı.

Dipnot: Fas’ta Fenike, Roma, Vandal veya Bizans özlemi/sevgisi/kalıntısı görmek imkansız gibi bir şeydir. Oysa İslam’ın akaidi ve ameli kurallarıyla birbiriyle bağlanmış, “Müslümanlar *ancak* kardeş olabilir” öğretisine dayalı olarak burada Berberiler ve Araplar ayrılmaz bir ikili haline gelmiştir.

fas-islam

Emevi ve Abbasi yönetimlerinden sonra Fas da dahil olmak üzere Kuzey Afrika’da varlık gösteren bölgesel yönetimler genel olarak doğu bölgelerde tutunamayarak buralara gelen Harici ve Şiiler tarafından şekillendirilmiştir. Fas’daki yerel idarelere bir göz atalım.

Devlet Adı – Kurulan Yer – Kurucular

  • İdrisiler, Fas, Hz. Ali soyundan (Şerifler, yani Hz. Hasan kolu, iddia)
  • Midrariler, Sicilmase, Hariciler
  • Mariniler, Fas, Müslüman Afrikalılar
  • Vattasiler, Fas-Cezayir, Müslüman Afrikalılar
  • Sa’idiler, Fas-Timbuktu, Hz. Ali soyundan (Şerifler, yani Hz. Hasan kolu, iddia)
  • Filaliler 1666’dan itibaren günümüz hanedanı, Fas, Aleviler

Dipnot: Bu coğrafyada bu kadar değişik fikirlerin bir arada yaşayabilmesi ve varlık göstermesi de ayrı bir yazı ve araştırma konusudur.

Direk Fas’ta kurulmayıp ama Fas’ı yöneten ve yukarıdaki listede olmayan siyasi oluşumlar: Endülüs Emevileri, Fatimiler, Murabıtlar, Muhvahidler.

Dipnot: Tavaif-i Mülük adlı farklı dönemler olmuştur. Biz buna “Beylikler Dönemi” deriz. İşte bu coğrafyada bu tür dönemler birden fazladır. Fas’ta da çok fazla değişim olmuştur. Küçük siyasi değişimlere değinmiyorum.

OSMANLI İLE İLK İLETİŞİM

Fas’ın siyasi oluşumuyla alakalı olarak ilk iletişim Kanuni Sultan Süleyman’ın saltanatı döneminde gerçekleşmiştir. Hz. Hasan’ın soyundan geldiklerini ve Hilafet’in kendilerine ait olduğunu iddia eden Sadiye Sülalesi, Portekiz tacizlerinden zaten güç durumda olan Vattasiler’in lideri Sultan Ahmed ve varis Ebubekir’i esir ettiler. Vattasiler, Osmanlı’dan yardım istediler. Bunun üzerine zaten birçok buhran ve meşgale ile uğraşan Osmanlı İmparatorluğu, sadece Kanuni Sultan Süleyman’ın Sa’idler’in lideri Şeyh Muhammed’e “Ahmed’i serbest bırakarak zararlarının taznim edin” uyarısı ile bu yardım talebine karşılık verebildi.

Osmanlı’nın amirane mesajını kale almadıkları gibi neye binaen cesaret ettilerse Sa’idiler, Osmanlı’nın hakimiyet sınırları içerisindeki Telemsan’a (Tilimsan) saldırıp burayı ele geçirdiler (1551). Bu genişleme hareketlerine bir dur demek için Osmanlı Cezayeri’nin Beylerbeyi olan Barbaroszade Hasan Paşa, Sadiye ordusu imha ettiği gibi bu orduya liderlik eden Muhammed el Mehdi’nin oğlu Abdülkadir’i de öldürerek Telemsan’ı geri aldı.

fas-kanuni

Bir süre sonra Hasan Paşa merkeze çağrıldı, onun yerine bakması için Barbaros Paşa’nın yetiştirdiği yiğitlerden biri olan Salih Paşa (Reis de denir) görevlendirildi. Reis deniz fütuhatları gerçekleştirirken Mayorka Adaları’ndaki bir baskında 6 Portekiz gemisini ele geçirdi. Bu gemilerdeki tutsaklardan birisi de Vattasi Liderleri Ahmed’in kardeşi Hasan idi. Talih işte… Bu şekilde sadece Cezayirli Arap ve Berberiler ile Türk askerlerinin yanı sıra Hasan vesilesi ile Vattasiler’in desteğini de alan Salih Paşa, 6 Ocak 1554’te sayıca üstün olan Sa’idiler’in ordusunu imha ederek Fas’ı ele geçirdi. Böylece Osmanlıya tabi olmak şartı ile Vattasiler yeniden Fas’ta hüküm sürmeye başladı.

-Vattasiler’in Hazin Sonu Ve Hasan Paşa’nın Dönüşü

Salih Paşa, Fas’ta bir müddet durduktan sonra Cezayir’e döndü. Bunu fırsat bilen Muhammed el Mehdi, Fas’ı yeniden ele geçirdi ve bu da yetmezmiş gibi Vattasilerin sülalesini sorun çıkartmayacak oranda kılıçtan geçirerek Vattasiler’e son verdi. Daha bitmedi, bu kıyım yetmezmiş gibi sözde (belki de gerçek ama salihlik ette kemikte değil) Hz. Hasan soyundan gelen Sa’idiler Osmanlı’yı durdurma amacıyla İspanyollar ile bir anlaşma yaptılar.

Durumdan haberdar olan Salih Paşa bu birlikteliğe cevap niteliğinde Cezayir sınırları içerisinde İspanyollar’a ait olan Becaye’yi zapt etti (28 Eylül 1555).

Dipnot: “Cezayir bizde değil miydi, ne alaka sınırlar içerisinde çıban başı?” diye sorabilirsiniz, cevap vereyim. İspanyollar Kuzey Afrika’da küçük ama stratejik önemi büyük yerlerde kolonilere ve hisarlara sahiptir. Savaşlarda buralar kuşatırken ya elde edilememiş ya da anlaşma şartları gereği varlıklarını korumuşlardır.

Becaye’ye benzeyen bir başka ve daha önemli bir hareket üssü olan Oran’a da yürümek isteyen Salih Paşa, ne yazık ki hastalık sebebiyle vefat etti (1556). Salih Paşa’nın vefatına kadar geçen görevliler karışıklıkları iyi idare edemedi ve yeniden Barbaroszade Hasan Paşa Cezayir Beylerbeyi oldu (1557)

-Muhammed el Mehdi’nin Siyaseten Katli Ve İspanyollar’a Atılan Ağır Sille

assassin

Hasan Paşa, daha önce hadsiz Sa’idiler’i cenk alanında yenmişti. Bu defa vakayı yiğitleri feda ederek, kanlar dökerek değil de kökünden çözmek için bir hileye başvurdu. Bilirsiniz ki harp hiledir, yanıltmaya dayalıdır…

Hasan Paşa, popüler tabir ile fake (suni) bir vaka çıkarttı. Yanındaki Salih Kahya ile aralarında anlaşmazlık çıktı. Bu vaka bölgede bilerek duyuruldu. Gidecek yeri olmayan Salih Kahya, hayati endişesi olduğunu söyleyerek Sa’idi lider Muhammed el Mehdi’ye sığındı. Bu duruma inanan Muhammed el Mehdi de durumu kullanırım diye Salih Kahya’yı orduda önemli bir yere yerleştirdi. Bir sabah talimleri izlemeye ordu karargahına gelen Muhammed el Mehdi, tökezleyerek yere düştü. Bu fırsatı değerlendiren Salih Kahya, Muhammed el Mehdi’nin boynuna kılıcını vuruverdi. Vaka sonrası onun kesik başı İstanbul’a gönderildi…

Başsız kalan Sa’idiler üzerine yüründü. Lakin Vattasiler’i iyice bertaraf eden Sa’idiler bölgeye adeta kök salmışlardı. Savaşmadan liderleri ortadan kaldırılmış ama Sadiye sülalesinin varlığı Abdullah el Galibi ile devam ediyordu. Ek olarak İspanyollar’dan da askeri destek alıyorlardı. Laban Vadisi’nde İspanyollar’dan hem teknoloji hem de yabancı asker yardımı alan bir odu ile karşılaşıldı. Bu bölgesel yönetim için bırakılan bir ordu ile hallolacak gibi bir harp değildi. Hasan Paşa geri çekildi. Geri çekilme sebeplerinden birisinin de Salih Paşa’nın fethini düşündüğü, ki Hasan Paşa’da sonradan düşünmüştür, Oran’dan Mostaganem’e gelen İspanyol gücüdür. Fas tarafından Sa’idiler arkadan da İspanyollar’ın sıkıştırması sonucu tamamıyla imha olmak istemeyen Hasan Paşa geri çekilmiştir.

Sadiye sülalesi yanlıları tarafından desteklenen İspanyollar, ana ordu ile birleşemeden Hasan Paşa’nın ordusuyla karşılaştılar. Çarpışma çok başarılıydı, zira savaş zayiatları dışındaki tüm İspanyol kuvveti esir edildi (26 Ağustos 1558). Bu başarı üzerine Fas üzerine yürünemedi zira bir sıkıntı vardı.

-Cezayir’deki Üzücü Fitne!

Hasan Paşa ikinci kez merkeze gitmek durumunda kaldı. Sebebi ise bölgedeki yeniçerilerin sebep olduğu bir fitne idi. Daha önce geri çağrılmasının sebebi de Faslılar ile Türkler arasında patlak veren savaş idi. Zira o kadar cephe içerisinde açılan Fas Cephesi’nin sebebinin bizzat yöneticinin kendisinden dinlenmesi gerekiyordu. Ama ikinci sebep ise farklıydı.

cezayir-beylerbeyi

Yeniçeriler ile arasında sıkıntı olan Hasan Paşa yerel güçlerden ve devşirme İspanyollar’dan ibaret yeni bir ordu kurdu. Bu duruma karşılık olarak beklenmedik bir anda sarayı basılan Hasan Paşa ve kurmayları yakalanarak İstanbul’a gönderildi (1561). İstanbul’a şikayet olarak da “Askeri kuvvetleri yerli ve dönme İspanyollar’dan oluşan müstakil devlet kurma” iftirası bildirilmişti. Hasan Paşa yerine gönderilen Ahmed Paşa, bölgedeki asayişsizliğe sebep olanları yakalayıp idam ettikten sonra Hasan Paşa yeniden (3. defa) Cezayir’e Beylerbeyi oldu. Zira kendisini divanda aklamış ve yapılan tahkikatta da bunun bir fitne olduğu açığa çıkmıştı.

Hasan Paşa 1567’de yeniden İstanbul’a döndü. Lakin bu sefer olumsuz bir gelişme sebebiyle değil, hayırlı bir için İstanbul’a çağrıldı. Hasan Paşa, babası gibi Osmanlı Deniz Kuvvetlerine Kaptan-ı Derya olmak için geri çağrıldı.

OSMANLI’NIN FAS’A HAKİM OLUŞU

Sa’idi lider Abdullah el Galib, akrabalarını öldürünce can telaşına düşen kardeşleri Hasan Paşa yerine beylerbeyi olan Kılıç Ali Paşa’ya sığındılar. Paşa, arabuluculuğu yaparak sıkıntıyı çözdü. Ama bu sığınma mevzusu tekrarlandı. Hatta bu kardeşlerden biri olan Abdülmelik İstanbul’a kadar giderek yardım talep etti. Diğer kardeş Abdülmümin ise Telemsan’da Kılıç Ali Paşa’dan yardım istedi. Kanayan yara Fas sorunu artık kesin bir çözüm gerektiriyordu…

Deniz savaşları ile meşgul olan Kılıç Ali Paşa, Fas mevzusu ile çok ilgilenemedi. Girit, Rodos, İnebahtı, Kıbrıs ve Tunus sorunları ile meşgul idi. Onun yerine Cezayir’e beylerbeyi olarak Ramazan Paşa tayin edildi. Bu sıralarda Abdullah el Galibi ölmeden önce Cezayir’deki Abdülmünin’i yakalatıp öldürterek son icaratini yaptı. Geriye İstanbul’daki Abdülmelik kaldı. Abdülmelik devamlı Fas için fütuhat istiyordu.

Abdülmelik’in yeğeni Ebu Abdullah Muhammed Mütvekkil Allellah İspanya ve Portekiz ile işbirliği yapmıştı. Bunun engellenmesi ve Abdülmelik’in Fas’ın başına geçirilmesi için Ramazan Paşa görevlendirildi. Abdülmelik’i de yanına alarak yaklaşık 20 bin kişilik bir kuvvet ile Fas üzerine yürüyen Ramazan Paşa, ElRakem’de Fas kuvvetlerini yendi. Fas’a girildi. Ebu Abdullah ise Marakeş’e kaçtı. Peşinden gidilmedi zira merkezden uzaklaşmak mantıklı değildi. Böylece kıyılardan Marakeş’e kadar olan bölge Osmanlı İmparatorluğu’na bağlılı kabul eden bir diğer Sadiye sulalesi yöneticisi olan Abdülmelik’e devredildi.

-Hasan Paşa’nın Beylerbeyliği ve Vadi-yüs Seyl (Veya Vadi-yüs Sebil Zaferi)

Battle-of-Alcácer-Quibir

İyi bir asker olan Ramazan Paşa, yönetimde sert ve ağır vergilerle bölge halkını bezdirince yerine Hasan Paşa (Barbaroszade olan değil) görevlendirildi. Hasan Paşa, küçük yaşta Turgut ve Kılıç Ali Paşalar’dan terbiye almıştı. Onun Cezayir Beylerbeyi olduğu dönemde muazzam bir vaka hasıl oldu.

Ebu Abdullah, yaşananlardan ders çıkarmamış İspanyollar yetmezmiş gibi denizcilikte adını duyurmaya başlayan Portekizliler’le de iş birliğine girişmişti. Fas’taki Abdulmelik’i devirmek için bu devletlere büyük tavizler ve sözler veriyordu. Nihayet Portekiz’in de Hind’deki dikkatleri dağıtarak kendine yakın bir bölgede Osmanlı ile savaşa devam etmesi fikri ile Ebu Abdullah’ın vaatleri, Portekiz Kralı Sebastian’ı harekete geçirdi. Tek başına Osmanlı ile mücadelesi sonuç vermeyecekti. O, İspanya ve Papalık’tan yardım istedi. Böylece bir Haçlı ordusu oluşturuldu.

Portekiz, İspanyol, Papalık, Flemenk, Alman ve İngilizler’den oluşan Haçlı ordusuna karşı Osmanlı, yine çoğu yerde olduğu gibi adeta “Ben tek, siz hepiniz” dercesine mücadeleye girdi. İki ordu Vadi-yüs Seyl veya Vadi-yüs Sebil denilen mevkide karşı karşıya geldi (1578).

Burada muazzam bir çarpışma oldu. Sonuç ise kesin Osmanlı zaferi idi! Karşı cephede durum çok vahimdi. Portekiz Kralı Sebastian ölmüştü, geride varisi de yoktu, ülkesini İspanyollar’ın eline bıraktı… İslam ordularına karşı Haçlı ordusu toplayan Ebu Abdullah da öldü, onca kanı boş yere dökerek gitti… Bu arada Abdülmelik’in de kalbi bu başarıyı kaldırmadı, aşırı heyecandan vefat etti. Savaş sebebiyle üç kralın ölmesinden dolayı bu muharebe “Üç Hükümdar Muharebesi” olarak da anılmıştır. Liderlerin ölümü bir yana Haçlıların zayiatı son derece fazlaydı. Geri çekilirken mahalli topluluklar tarafından da yağmaya uğradılar…

osmanli-fasi

Sonuç: İki Sa’idi liderinin ölümü sonucu aynı sülaleden Ahmed el Mansur Osmanlı’nın şartlarını uyarak Fas’ın yönetimini devraldı. Akdeniz’de Osmanlı’ya karşı koyamayan diğer devletler gibi Portekizliler de Akdeniz’de tamamıyla beyaz bayrak çekti. Fas’a yabancı müdahalelerin önü kesildi ve Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları Atlas Okyanusu’na ulaştı.

DÜŞÜNÜN

Bir yanda bir kralın yönettiği çeşitli milletlerden oluşan düzenli ve paralı askerlerle güçlendirilmiş haçlı ordusu, diğer bir yanda bir eyalet paşasının yönettiği gurbetin kazandibini yiyen Garb Ocağı askerleri… Bu medeniyet böyle günler gördü değerli okurlar…

OSMANLI BAŞTA OLMAK ÜZERE TÜRK DEVLETLERİNDE HAKİMİYET KISTASLARI

Yazı düşündüğümden uzun oldu bu yüzden bu başlık altında kısa özet yapacağım, baya baya kısa.

Bizde aman dileyen ve anlaşma şartlarına uyma yeterlidir. Öyle ülkeyi baştan aşağı zulm topağına çevirme yoktur.

İslam öncesi:

  • Meydanda yenilecek (Ağır bir darbe yiyecek)
  • Şartlara uyarak vergi verecek.

İslam sonrası:

  • Aman dileyecek
  • Yabancı topluluksa şartlara uyarak vergi verecek.
  • Müslüman topluluk ise Osmanlı Padişah’ının meşru Hilafet’ini tanıyarak cuma hutbeleri halife adına okutacak.

Şartlarda “tabidir” gibi bir söz geçmesine gerek yoktur. Vasal statüsü olmayan Polonya, Açe, çeşitli Afrika toplulukları,  Körfez Ülkeleri, Hind’in bör bölümü ve Orta Asya’daki Türki devletler de aslında sınırlarımız içerisindedir.

Son tahlilde ecdad, kuru kavgacı değil dava adamıdır…

fas-istanbul-uzaklik

Kaynaklar:
Kadir Mısıroğlu, Osmanlı Tarihi II. Cild, S. 412-421.
Yrd. Doç. Dr Haşim Şahin derlemeleri.
Prof. Dr. Ahmet Kavas derlemeleri.

Bilinmeyen Tabiiyet: Fas’ın Osmanlı Hakimiyetine Girişi” üzerine 11 düşünce

    1. Talha Turhal Yazar

      Tarafsızlık diye bir şey yoktur. Herkes taraftır. Ama bu demek değil ki empati yapma veya objektif olma. Bu yazıda da bu hususlarla alakalı çakışan bir durum yok.

      Ben İslami ve tarihi şuur ile hayatımını idame ettiren bir Müslümanım. Tarafım belli yani.

      Bu yazının okunmaması için hiçbir neden yok. Öyle ki bilerek savaşlardaki ölü ve esir sayılarını da vermedim. Çünkü bu hususlar her daim farklı kaynaklarda çeşitlilik arzeder. Böylesine dikkat ederek sizlere aktardığım bir yazı için böylesine sığ bir sebeple “okunmaz” demek son derece talihsizlik.

      Well-loved. Like or Dislike: Thumb up 6 Thumb down 1

      Yanıtla
  1. GermiyanBey

    Yazı harika olmuş, büyük bir zevkle okudum.
    Sadece sonunda, “Türki devletler” ifadesine rastlayınca bir burukluk oldu.
    O devletlerin ismi Türki değil, Türk’tür, hepsi Türk Devletleridir. Türki ifadesi Arabi, Farsi ifadelerdir.

    (Talha Turhal’ın yüzde 100 iyi niyetli olduğunu biliyorum, fakat Türk-Türki ayrımı bazı kişilerce Türkiye ile OrtaAsya’nın arasını uzaklaştırmak, iki Türk grubu arasına psikolojik bir farklılık koymak için yapılıyor.
    Örneğin Azeri diye bir toplum yoktur, Azer Türkü veya Azerbaycan Türkü vardır. Azerbaycan Oğuz Türkleri de zaten kendilerini böyle adlandırmaktalar.)

    Yorumu değerlendir Thumb up 4 Thumb down 2

    Yanıtla
    1. Talha Turhal Yazar

      Bizzat yaşadım “Azeri Azerisiyim” diyeni gördüm Azerbaycanda.

      Türki Turkic yani kökeni Türk olan devletler demek istiyorum. Yani zaten Türkler demek istiyorum. Ama bir araştırayım. Belki benim kullandığım mana yanlıştır. Uyarın için teşekkürler Ömer kardeşim.

      Yorumu değerlendir Thumb up 3 Thumb down 0

      Yanıtla
  2. Mert

    Kardeş eline emeğine sağlık oldukça akıcı ve bilgi yoğunluklu güzel bir çalışma olmuş. Açıkçası ben Osmanlı hakimiyeti Fas’a yerleşmedi diye biliyordum. Allah araştırmanı arttırıp daha iyi yerlere gelmeni nasip etsin. Selamun aleyküm.

    Yorumu değerlendir Thumb up 2 Thumb down 0

    Yanıtla
  3. Mustafa metin

    Talha bey cok güzel bir yazı olmuş , severek okudum. Öteki gündem programında Canan hanımla yaptığınız bir programda orada kalan son Osmanlı askerlerini anlatmıştınız, gelenlere ” acmısınız ” diye sorulduğunda siz türksünüz demiş , tam hatırlatamıyorum ama cok etkilenmiştim. O anı anlattığınız bölümü tekrar seyretmek istiyorum nasıl bulabilirim . Tesekkür ederim

    Yorumu değerlendir Thumb up 1 Thumb down 0

    Yanıtla
    1. Talha Turhal Yazar

      Mustafa Bey, merhaba, keşke olsa ama ben Talha Uğurluel değilim. Talha Turhal’ım 🙂 yazı için söylediğiniz sözler için de teşekkür ederim.

      Yorumu değerlendir Thumb up 1 Thumb down 0

      Yanıtla
  4. İbrahim Akın

    Böyle güzel bir yazı için size teşekkür etmeden gitmek istemedim. Teşekkür ederim. Objektif ve doğru bilgelerle yazılmış bu güzel yazı için.

    Yorumu değerlendir Thumb up 0 Thumb down 0

    Yanıtla

Talha Turhal için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir