Bize Haccaclar Lazım!

haccac

Rahatın batmasıyla ünlü coğrafyamız için gözlerim Haccacları arıyor…

Hacac-ı Zalim, Sakifli Yusuf oğlu el-Haccac, Haccâc bin Yusuf olarak bilinen tarihi bir şahsiyet var. Haccac bin Yusuf’u size daha önce tanıtmaya niyetlenmiştim. Bu yüzden Haccac b. Yusuf’u anlamak: Halife Abdülmelik’e hizmet ediyordu başlıklı bir yazı yazarak giriş yapmış ve atmosferi izah etmeye çalışmıştım. İki bölümden oluşacak olan yazının ikinci bölümünün yayınlanmasına daha var. Araya bir alt başlık açmak istiyorum. Böyle yaparak aslında ikinci bölümden “spoiler” veriyorum. Bunu istemeyerek yapıyorum lakin seçimler bana gösterdi ki bu dönem Türkiye’sinde yaşayanlar Haccac bin Yusuf’un yaşadığı dönemde hayatlarını idame ettirselerdi ne yaparlardı diye düşünmeden kendimi alıkoyamıyorum.

“Bir gün Haccac bin Yusuf’u onu bunu asıyor diye annesine şikayet ettiler. Ana yüreği, dayanamadı Haccac’ı işin aslını öğrenmek için çağırttı.

Anne: Oğlum, niye yok yere insanları asıyorsun kesiyorsun. Sen ölünce arkandan kötü konuşurlar, hem ahirette bunun azabını cezasını çekersin.

Haccac bin Yusuf: Ana, beni gelip sana şikayet mi ettiler?

Kadın dese “Evet”, Haccac soracak “Kim?”. Haliyle annesi “Ben sağdan soldan duyuyorum.” dedi.

Bu konuşma üzerine Haccac bin Yusuf annesine gerçeği nasıl izah edeceğini düşünmeye başladı. Tam o sırada sarayın önünden birinin geçtiğini gördü. Askerlere “Şu adamı getirin buraya” diye emir verdi. Askerler sokaktan adamı kapıp getirdiler.

Adam da sarayın önünden geçtiğine pişman oldu, korkmaya başladı, korku dışa vurunca Haccac bin Yusuf “Korkma, biraz sohbet edeceğiz, annem de dinleyecek” dedi.

Haccac bin Yusuf: Hangi millettensin?

Zeytinci: Elhamdülillah Müslümanım.

Haccac bin Yusuf: Ne iş yaparsın?

Zeytinci: Pazarda zeytin alır satarım.

Haccac bin Yusuf: Güzel. Peki namaz kılar mısın, oruç tutar mısın?

Zeytinci: Elimden geldiği kadar dinimin emirlerini yerine getirmeye çalışıyorum.

Haccac bin Yusuf: Ne iş yaparım demiştin?

Zeytinci: Zeytincilik yaparım.

Haccac bin Yusuf: Güzel, bana dünya ile ahiret hayatını bir mükayese eder misin?

Zeytinci: Efendim, beni okutmadılar, cahil adamım, nasıl yapayım.

Haccac bin Yusuf: Müslümansın, ahirete inanıyorsun, insansın aklın var ve dünyanın da içinde yaşıyorsun. Bu inandığın ahiret ile içinde yaşadığın dünyayı elbette kıyaslayabilirsin.

Adam özür diledi, Haccac ısrar etti, zeytinci baktı mecbur bir şeyler söylemek lazım….

Zeytinci: Dünya ile ahiret mukayese edilmez. Ahiret sonsuz hayal edilemeyecek bir alem. Dünya onun yanında bir sineğin konup kalkması kadar bir şeydir.

Haccac bin Yusuf: Bak bu da bir mukayese. Ahiret akıl almaz, ulu, sonsuz ve bolluk diyarı. Dünya ise bir sineğin konup kalkması öyle mi?

Zeytinci: Evet.

Haccac bin Yusuf: Ne iş yapardın?

Zeytinci: Zeytincilik.

Haccac bin Yusuf: Zeytin kaça alınır?

Zeytinci: Şu kadara…

Haccac bin Yusuf: Zeytin kaça satılır?

Zeytinci: Bu kadara…

Haccac bin Yusuf: Zeytinin kaç çeşidi var?

Zeytinci: Şu kadar çeşidi var…

Haccac bin Yusuf: Zeytin ağacı ne zaman çiçek açar?

Zeytinci: Şu mevsimde…

Haccac bin Yusuf: Zeytin ne zaman yeşerir?

Zeytinci: Bu mevsimde…

Haccac bin Yusuf: Ne zaman siyah olur?

Zeytinci: Şu mevsimde…

Haccac bin Yusuf: Ülkemize zeytin nereden gelir?

Zeytinci: Şu mekanlardan gelir…

Haccac bin Yusuf: Zeytinin ne kadarından ne kadar yağ elde edilir?

Zeytinci: Bu kadarından şu kadar yağ çıkar.

Haccac bin Yusuf: Kaç çeşit zeytin vardır?

Zeytinci: Şu kadar çeşidi vardır…

Haccac bin Yusuf, zeytin ile alakalı ne kadar soru sorduysa hepsini detaylıca bülbül gibi cevaplayan adam övgüyü kaptı.

Haccac bin Yusuf: Tebrik ederim, belli ki mesleğinin erbabısın.

Zeytinci: Şimdi bana namazın bir vacibini söyle.

Zeytinci: Efendim, biliyorsunuz daha önce söyledim beni okutmadılar, cahil adamım, işte gördüm çevremden öğrendim kılıyorum.

Haccac bin Yusuf: Abdestin bir sünnetini söyle.

Zeytinci: Yok

Onu söyle, bunu söyle sonuç hep “yok”…

Haccac bin Yusuf: Seni zeytinciliğin mektebinde mi okuttular? Ucunda menfat var diye bunu nasıl öğrendin, bak her suale cevap verdin. Ve yine sen dedin ki ahiret sonsuz ve ulu bir alem, dünya sineğin konup kalkması gibi kısa farksız… Bu kısa süre için şu zeytincilik için gösterdiğin emeğe bak, bir de ahiret için gösterdiğin emeğe bak… Sen bu dediğine inansa idin bu zeytin için öğrendiğin bilgilerin yüz katını ahiret yatırım olan ameller için öğrenmez miydin?

Adam utançla başını yere eğdi.

Haccac bin Yusuf, bu esnada askere “Cellad, vur bu sahtekarın başını!” diye bağırdı. Sonra anasına dönerek “Ana ben böylelerin kellesini alıyorum, bir itirazın var mı?” dedi. Annesi ses çıkarmadı…”

SONUÇ

Haccac bin Yusuf, zembille gökten inmedi. O da bu menkıbedeki zeytincilierin içerisinden çıktı… Pür pak demiyorum kendisi için ve burada konu Haccac da değil. Asıl mesele burada Haccac’ın gerçek hayatındaki “kaypak, karaktersiz ve tefrikacılarla” olan savaşı, davası. Bizim de milletçe karaktersizlik, kaypaklık ve tefrikacılık hastalıklarından kurtulmamız lazım.

Bu menkıbenin seçimlere yansıyan tahlilini yaptığımda kavmiyetçilik belasından kurtulamadığımızı görmekteyim. Oysa İslam’ın özüne baktığımızda Hz. Adem’e secde etmeyen ilk ırkçıyı görüyoruz, Şeytan’ı! Sınavın başlangıcı! Ayrıca tefrikacılık, bireysel çıkarların öncelik haline geldiğini, infak ve isarın unutulduğunu da görmekteyim. Tevhid inancını içten çatlatmaya çalışanlarla çıkarları için birlik olan “parti”msiler ve onları takip edenler görmekteyim. Basit, bir cümlelik İslam kaidelerinden bir haber olup Müslüman kardeşi hakkındaki haberleri tahlil etmeyip fasıklara inanları görmekteyim. Daha kötüsü İslam kaidelerini bilip hayatına uygulamayan ahmaklar görmekteyim. Yahu Müslüman birey, gölgesinin hangi gölge ile üst üste geldiğine, sevindiğine sevinenleri ve üzüldüğüne de üzülenlere bir bakar. Düşmanı ile aynı safta olduğunu görmeyen milyonlarca insan görmekteyim.

Hiçbir zaman %100 istediğimiz olmadı, hiçbir insanın artu ettiği her şeye kavuştuğunu da düşünmüyorum. Planlarımız hiçbir zaman evdeki gibi değildi, çarşıya uydu. Seçimlerde de durum böyle. İstediğiniz, sizi tam temsil eden oluşumlar göremeyebilirsiniz. Ama size en yakınını seçersiniz. Ama asıl mevzu büyük portredir, portredeki pikseller değil. Büyük resmi görememek varya işte asıl kötü olan o. Küçük düşüne düşüne bu millet karakterini yitirdi, koca cihan imparatorluğununu kaybetsek ne olur.

Son tahlil benimle hemfikir olanlara bir özlü söz ileteyim “Endişelenmeye mahal yok; bu davanın sahibi Hak’tır. O dilerse bir sarhoşla dahi, Dini-i Mubin-i İslam’ı yüceltir.” – Kadir Mısıroğlu. Bu söze İmam Hatipler delil değil midir? Bir açana bakıyorsun bir de bu okullardan bugüne kadar yetişenlere…

Kur’an’ı Kerim’in 1. suresi olan Bakara’nın 216 ayetinde, her ayette olduğu gibi bir müjde var. Elmalılı mealinden alınan şekli aşağıdaki gibidir:

“…Olabilir ki siz, bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa ki o sizin için bir hayırdır. Yine olabilir ki, siz bir şeyi seversiniz, oysaki o sizin için bir kötülüktür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”

Seçimle alakalı olsun olmasın, nihai olarak bizler yani birey olarak bizler, üzerimize düşeni yaparak güzeli söyleyeceğiz ve söylediğimiz gibi hayatımızı idame ettireceğiz. Kötülüğü de def etmeye çalışacağız. Üzerimize düşeni yaptıktan sonra iş bizim etkimizi, gücümüzü aşıyorsa tevekkül edeceğiz. Hepsi bu. Şimdilik görüşmek üzere, Allah’a emanet…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir