Kutbiyyet Tacına Layık Olmak Nasıl Bir Hal Gerektirir?

bayezid-bistami

Kendini ne kadar biliyorsun? Özünde kimsin? Cevap Bayezid Bistami’de…

Allah dostlarından Bayezid Bistami kaddesAllahu sırrahu Hazretleri, kutbiyyet tacını giymek sırasının artık kendisine geldiğini düşünür. O böyle düşünür, böyle zannederken, sırrına vaki olan hitab ile “Kutbiyyet tacı, mana aleminin bu büyük rütbesi, bir demirciye verilmiştir!” buyrulur.

Bu hitab üzerine, “Demircide ne gibi bir hal var ki, sıra bize gelmişken bu tac O’na giydirildi, gidip göreyim!” diyerek demirciyi aramaya başlar.

Günlerini demirciyi aramakla geçirir Beyazid Bistami Hazretleri. Günün birinde bir demirci dükkanının önünden geçerken, dikkatle demirciye bakar. Adamın saçları semaya doğru dimdik olmuş vaziyette durduğunu, yerde duran çekice hiç iltifat etmediğini, ocaktan eli ile çektiği kıpkırmızı ateş halindeki demirleri örsün üzerine koyduğunu, demiri çekiç ile değil de yumruğu ile dövdüğünü, döğerken de gözlerinden akan gözyaşlarının sıcak demir üzerine düşerek caz caz diye sesler çıkardığını dehşetle görür…

Demircinin bu halini dehşetle seyreden Beyazid Bistami, daha sonra selam verir demirciye. Selamını alan demirci biraz sonra sükunet haline geçer. Hazret, biraz evvel şahidi olduğu halin keyfiyyetini sorar kendisine. Demirci şöyle buyurur:

– “O anda Ahiret alemini temaşa ediyordum. Cehennemi gözümün önüne getirmiş, küfrün temizlendiği o korkunç yere sevk edilen mücrimlerin halini düşünüyordum. Rikkatim (şefkat) galeyana gelmişti. Deryay-ı merhametim taşmıştı. Bunun üzerine Allah’ıma yalvararak dedim ki: İlahi! Murad-ı ilahiyyen ile buranın dolmasını diledin. Ne olursun, sen Allah’sın, her şeyi yapmaya Kadir’sin. Sen her şeye Malik’sin. Beni o kadar büyüt, o kadar büyüt ki, bu Cehennem’i benimle doldur, benden başka hiç bir kulunu, layık da olsa, buraya koyma! Ben, kendimden geçmiş durumda, böyle yalvarırken sen geldin ve selam verdin.

Demircinin bu sözleri üzerine, Bayezid Bistami hemen O’nun ellerine sarılarak öptü ve kemal-i edeple:

-“Tebrik ederim, kutbiyyet tacı sizin hakkınız imiş, o rütbe ancak sizin gibi bir gönüle sahib olanlara layıktır” dedi.

Tahlil

İslam müjdeleyicidir. Tebliğin de müjdeleyici olması söylenmiştir. Lakin korku yoksa idrak de yoktur. Yani nimetler bilindiği gibi azap da bilinmeli. Neye iman etmişsen akaidini bilmen lazım. Cennetin ciddi anlamda çok kolay kazanıldığı, Cehennemin ise girilmesinin çok zor olduğu bir ortamda insanlık şüphesiz Cehennem’e girmek için adeta 4 takla atmaktadır. Kaypaklığın çevremizi sardığı ahir zamanda düşünebiliyor musunuz, hatta insanlık tarihi içerisinde, bir kişi çıkıp diyecek ki “Ben sonsuz azabı sırtlamayı kabul ediyorum” ve bunu tanıyıp bilmedikleri için talep edecek, merhamete bak! İşte size insanların en şerefli mahluk olduğunun kanıtı.

Ayrıca, haddime değil örnek olunduğu için yazma cesaretini gösteriyorum, ne oldum değil ne olacağım demeli. Büyüklerin tecrübeleri biz küçüklere tokat etkisiyle ibret vermekte, adeta bir küpe olmakta. Bakın Bayezid Bistami kaddesAllahu sırrahu ne diyor bu mevzu ile alakalı olarak

İlahi! Ekmek gönderdin ama, ekmeğe katık lazım, bela gönder ki ekmeğe katık yapayım!

Nimetlerin değeri, onların yokluğu olmadan nasıl anlaşılır? Hata içine girmeden, doğru yol nasıl bulunur?

Nedir bu Kutbiyyet? Nedir bu “sıranın gelmesi”?

Evliyalar, sırra vakıf kişilerdir. Yüce Yaradan, onları gizlemiştir, kimileri de göz önündedir. Sırra vakıflık da seviye seviyedir. Yani Allah dostlarının da mertebeleri vardır. Bu mertebeleri bir sonraki yazımda izah edeceğim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir