Sömürgecilik Tarihi: Bölüm 2 – Portekiz

portekiz-kralligi

Dünya üzerindeki bazı halklarının fakirleşmesine ve birçok hususta geri kalmasına sebep olan sömürgeciliğin tarihine mercek tutmaya devam ediyoruz. Bu yazımızda Portekizliler’in keşif çalışmaları ve sömürgecilik hareketlerine bakış atacağız.

“Türkler olmadan dünya tarihi  yazılamaz” – İlber Ortaylı

Tabi bu tanımı sadece İlber Ortaylı yapmıyor, takip ettiğim birçok tarihçi bunu diyor. Ve sizler de az biraz tarih üzerine alakalı uğraşlar içerisindeyseniz zaten kendiniz de bu kanıya varmış olmalısınız.

Portekiz ile şimdi ne alaka diyeceksiniz 🙂 demeyin. Osmanlı İmparatorluğu olmasaydı yüzyıllardır devasa bir okyanusa sınırı olan Portekiz, kıta sahanlığında takılmaya devam edecekti. Tabi buradan Portekiz’in sömürmesine sebep olan biziz manası çıkmasın. Zira Portekiz’i durduran yine Osmanlı İmparatorluğu olmuştur. Ek olarak bir Arap atasözünün dediği gibi “Testi içindekini sızdırır”. Eğer iyi bir topluluk olsaydılar o keşifler ile düzgünce ticaret yaparlardı, gariban gubaraya çöküp sömürmezlerdi… Neyse, daha fazla uzatmadan yazımıza başlayalım.

BAŞLIYORUZ

Osmanlı İmparatorluğu’nun giderek artan nüfuzu sebebiyle Cenevizliler ciddi anlamda sıkıntı yaşamaya başladı. Karadeniz, Ege ve Akdeniz’deki varlıklarını yitirdiler. İtalya’nın deniz ticareti ile geçinen bu küçük Cumhuriyeti, bölgelerini bir dönem birlikte hareket ettikleri Venedikliler’e kaptırdı. Daha doğrusu Osmanlı İmparatorluğu ile ekşi bir ilişki söz konusu da olsa artık İtalya’nın sağ tarafına düşen coğrafi alanlarda sadece Venedikliler varlık gösterir oldu. Cenevizli denizciler, tüccarlar ve bankerler de talihlerini İtalya’nın soluna düşen coğrafyalarda aramaya başladılar. İspanya ve Portekiz!

Anadolu’da yükselen bir güç vardı ve bu birçok devletin düzenini sarsmıştı. Anadoluyu tabiri caiz ise bypass etmek isteyen denizciler başka bir şekilde ihtiyaçlarını karşılama yolları aramaya başladı. Cenevizliler de bu hususta öncü oldular. İlk örnekler olarak Lancelotto Malocello ( Keşif 1312) ve Nicoloso da Recco (Yerleşme 1341) adlı Cenevizli denizcileri gösterebiliriz. Bu denizciler Kanarya Takım Adaları’nı yeniden keşfederek buraları Portekiz’in birer üssü haline getirdiler.

kanarya-adalari-cetua

Bu iş elbette sadece Cenevizliler ile olmadı. Portekizliler’in de Afrika’ya karşı bir ilgisi vardı. Endülüs Emevileri’ni yenerek Portekiz Krallığı’nı kuran Burgundy Haneda’nının son üyelerinden Kral Dinis, Papa ile bir anlaşma yaparak dağıtılan Tapınakçılar’ın yerine yeni bir dini şövalye tarikatı kurdu, “Order of Christ”. Tapınakçıların mal varlığını elinde tutan bu tarikat, yeni bir amaç edinmişti, Hristiyanlığı yaymak! Gerek keşiflerle gerek İslam devletlerine istila yapmak gibi işlerle uğraştılar. Bu tarikatın üyelerinden birisi de Burgundy hanedanı sonrası Portekiz’de hüküm süren ikinci hanedan olan Aviz hanedanının üyesi Prens Henry idi. Kendisi bu İsa Tarikatı’nın üstad-ı azamı yani o tarihi aralıkta en tepe isimi idi. Devlet politikası ve Cenevizliler’in oluşturduğu ortam vesilesiyle Fas’ta hüküm süren Berberi Merini hanedanına savaş açarak, bizim Septe dediğimiz genel olarak Cetua adıyla bilinen yeri ele geçirdiler.

DAHA İLERİ

Kanarya Adaları ve Cebelitarık’ta üstünlüğü eline geçiren Portekiz, artık daha ilerisini düşünebilirdi. Gomes Eanes de Zurara adlı vakanüvis, Prens Henry’nin keşiflerine katılarak günlükler tutmuştur. Onun yazıları da kesin kanıttır ki Portekiz temsilen Prens Henry’nin bu işe girişimi kesinlikle 1. Dini 2. Ticari 3. Askeri şeklinde sıralanmaktaydı. Dini yayacak, devletine katkı sağlayacak maddiyatı elde edecek ve yeni müttefikler bulacaktı. Cenevizlilerin ise umurunda olan tek şey Anadolu’da doğan o muazzam gücü, Osmanlı İmparatorluğu’na takılmadan eski maddi güçlerine erişmek ve diğer İtalyan Devletleri ile aralarındaki güç farkını artırmak idi. İşte bu iki farklı hedef bu iki topluluğun birlikte hareket ederek, dünyanın tarihi seyrinde hiç de planlamadıkları bir yere oturmalarına vesile oldu.

Peki ya Portekiz bu kadar yayılmacı politika güderken İspanya ne yapıyordu? İspanya, karasal alanda farklı işlerle meşguldü. Bu yüzden bu hususta Portekiz kadar saldırgan bir yol izleyemiyordu. Ta ki Kolomb ortaya çıkana kadar… İspanya ile alakalı ayrı bir yazı yazacağım için bu soruya burada cevap vermiyorum.

cape-verde-yesil-burun

Portekiz için Afrika ön plana çıkmıştı. Bu yüzden Afrika’yı dolaşma planına odaklandılar. Önce Azor Adaları (1431) sonra da Yeşil Burun Adaları (Cape Verde, 1456) keşfedildi. Aynı tarihlerde Afrika’nın bilinen Memlük Coğrafyası’na ajanlar gönderildi, buradaki Hristiyan topluluklarla bağlantılar kuruldu. 10 yıl sonra Batı Sahra’ya ve altına Portekizliler yayılmaya devam ettiler. Altın Sahili bölgesine hisarlar (Örn. bkz Mina kalesi 1482) inşa ettiler. Artık İberya’da Afrika’nın çevresinin dolaşılması ve Hindistan’a giden yeni bir yolun bulunması gerekliliği dillerde pelesenk olmuştu.

YARIŞ VE ANTLAŞMA

Yukarıda Portekiz’deki Tapınakçılar’ın yerini alan İsa Tarikatı’nı yazmıştım. İşte bu tarikatın üyelerinden birisi olan Bartolomeu Dias, Kral II. John tarafından Afrika’yı dolaşması ve Hindistan’a giden bir yol bulması için görevlendirildi. Bu görevin verilmesinde İspanya himayesinde hareket eden Kolomb’un oluşturduğu telaş da var denebilir. Dias, aldığı görevi yarım bir şekilde yerine getirdi. Afrika’nın güney ucunu geçti ama daha ileri gitmedi. Bir sürü zorluk yaşamışlardı, mürettebat daha ilerisi için razı değildi. Bu bölgeye Dias, fırtınalardan geçerek geldiği için “Fırtınalar Burnu” demiştir, ancak II. John ise bu ismi değiştirerek “Ümit Burnu” yapmıştır. (bu isim mevzusu söylenti de olabilir, net kaynağım yok)

Dias’a verilen görevi tamamlayacak olan Vasco da Gama idi. Vasco önceleri Order of Santiago, sonra da Order of Christ tarikatı mensubu oldu. İsa Tarikatı’nı okudunuz, Santiago tarikatı da İberya’nın yeniden Hristiyanlaştırılması için kurulan bir başka askeri tarikattır. Vasco da Gama Ümit Burnu’nu geçerek önce Malindi akabinde de Hindistan’daki Goa ve Kozhikode (Calicut) ulaşmıştır. Bölgelerin zenginliklerinin delilleri ile geri dönen Vasco ile aynı dönemlerde Kolomb’un da Hindistan diye yeni topraklara Amerika’ya (O dönem Batı Hindistan) ulaşması Portekiz ve İspanya arasında bir problem çıkmasına gebe olmuştu.

umit-burnu

İşte bu problemleri çözmek için Papa’nın da devreye girmesiyle Tordesillas Antlaşması yapıldı, 1494. Bu antlaşma ile okyanuslar, yeni keşfedilen ve Batı Medeniyeti tarafından varılan topraklar Portekiz ve İspanya arasında bölüşüldü. Portekiz’in payına düşenler şöyle idi:

  • Amazon kıyısındaki Rio de Plata’ya kadar olan Güney Amerika toprakları. Bugünkü Brezilya denebilir.
  • Afrika’nın batı kıyılarında yer alan Maderia, Asor Adaları, Gine ve Angola’daki Hindistan konaklama bölgeleri, Kongo çevresi ile Ümit Burnu’nun doğusundaki Delagoa, Sofala ve Mozambik’i içine alan Afrika toprakları.
  • Madagaskar Adası.
  • Basra Körfezi girişi, Hürmüz ticaret merkezi.
  • Koçin, Seylan, Pegu, Malakka, Macao içine alacak şekilde Doğu Hint Adaları.

İspanya ise ağırlıklı olarak Batı Hindistan yani Brezilya dışında kalan tüm Amerika toprakları denebilir. İspanya’nın Afrika’da üs liman niteliğinde noktaları da vardı tabi bu Portekiz’in elde ettiği selahiyetlerin yanında hiçbir şey arz etmemekteydi (şimdilik). Özetle Portekiz denizlerde ve uzak diyarlarda çok daha büyük üstünlük elde etmişti.

portekiz-imparatorlugu

Kolomb’un Hindistan’a gidiyorum diye Amerika’ya varması gibi, Portekizli Pedro Alvares Cabral da Ümit Burnu’na yol almışken okyanus akıntısına yakalanarak bugün bilinen adıyla Porto Seguro kıyılarına çıkar, 1500. Yukarıda okuduğunuz Tordesillas Antlaşması sınırlarına uygun olduğundan dolayı burayı Portekiz toprağı olarak kayıtlara geçirtir. Bu tarihten sonra Portekiz Amerika’da da varlık gösterme başlar.

AFRİKA’DAKİ KIYIMLAR

Portekiz, Papa’nın desteğini alarak Afrika’daki dini açıdan tekel haline geldi. Misyonerlik çalışmaları yapmaya başladılar. Örneğin Kongo Kralları ve asiller hızlı bir şekilde Hristiyanlığa sokuldu. Bu zorla olmadı. Bilmedikleri bir coğrafya ve insanlara topla tüfekle değil, diğer yollarla yaklaşan Portekiz, bir süre sonra dikkat çekmeye başladı. Zira köle ticareti ve daha fazla toprak imtiyazı talepleri Kongolular’ın akıllanmasına sebep oldu, ancak iş işten çoktan geçmişti… 1480-90 arası artık bölgede Portekiz nüfuzu yerine oturmuştu. Yaklaşık bir 10 yıl sonra da ciddi anlamda köle ticareti yapılmaya başlanacaktı.

Portekiz ile İspanyollar arasında sıkı bir köle trafiği vardı. Bu trafiğe bir örnek verelim Öğrendiğimden beri aklımdan çıkmayan bir vaka var. Hispaniola, Karayipler’deki en büyük adalardan bir tanesi. Şu an üzerinde Haiti ve Dominik devletleri var. Buraya İspanyollar ilk geldiklerinde verilere göre 300-250 bin arasında insan yaşıyor. 1494-1548 tarihleri arasında yüzbinlere varan sayı nasıl olur da 500’e düşer? Yıl 2016, yerli halk Taiolar’dan bugün kimse yaşamamaktadır. Özetle, soyları tükenmiştir. Kayıtlara geçen hastalık salgınları var. Tabi bu kayıtları da İspanyollar tutuyor… İspanyollar, yerli halkların salgınlar sonucu öldüğünü (!) Portekizler’e üzülerek bildirince, Portekizliler de komşu devletinin durumuna çok üzülüp Afrika’dan Amerika’ya siyahi köle akıtmaya başladılar. Böylece Güney Amerika’daki yerli medeniyetler gibi Afrika’da da o ana kadar varlığını koruyan kadim topluluklar zayıflamaya, insan gücünü kaybetmeye başladı.

portekiz-afrika

Ümit Burnu’nu keşfedip geçen Portekizliler’in belli bölgelere üs kurduklarını söylemiştim. Ümit Burnu’na da yerleştiler. Burada yaşayan topluluklar Batı’nın gücüne dayanamayıp Afrika’nın içlerine doğru ilerlediler. Bir nevi Kavimler Göçü. Düzenler altüst oldu. Bu durum, günümüzde de devam eden Afrika’daki kabile savaşları ve sınır çatışmalarının kaynağıdır.

Portekizliler’in Afrika’ya zararı Batı ve Güney sahillerindeki köle ticareti ile sınırlı kalmamıştır. Hindistan’dan Eski Dünya’ya akan ticaret yollarındaki faaliyetler de Afrika’nın doğu kıyılarında yer alan devletlerin de tüm ticari planlarının altüst olmasına sebep olmuş ve buradaki halklar giderek fakirleşmiştir.

Köle ticaretinin boyutuna örnek verebiliriz. Angola ve Mozambik, biri Afrika’nın doğusunda birisi de batısında. Sadece bu bölgelerden Brezilya’ya taşınan köle sayısı 1580-1680 arasında 1.000.000 yazıyla BİR MİLYON. Bu arada Mozanbik’in Portekiz’den kurtulduğu yılı da yazalım, 1974… Köleler ne için kullanılıyor? Her türlü iş için. Yani bu bölgelerdeki insan kaybı bir yana gücü de düşünün. Ağır yüklerin altından kalkabilecek en kalifiye siyahi vatandaşlar Afrika’da köleleştirilip başka bir kıtaya karın topluğuna çalıştırılmaya götürülüyor. Geceleri, gündüzleri ve saat kavramları yok. Efendileri ne derlerse yapacaklar…

Afrika’da tam bir sömürü hakimdi. Köleliğe kurban edilen milyonlardan arta kalan yerliler ise güvence altına alınmamış, birçok haktan, eğitimden bile geri kalmışlardı. Aslında burada da kölelik devam ediyordu. Halklar kendi topraklarında Portekizliler ne isterse onu ekiyor ve Portekiz’e vergi olarak veriyordu.

portekiz-afrika2

“Kara Kıta” sadece insanları ile değil hayvanları, yeraltı zenginlikleri ve yerüstü zenginlikleriyle de zoraki bir sömürü altındaydı. Portekizliler’in kıyılardaki üsleri-limanları ticaret merkezleri olmaya başladı çünkü kiloları sayılamayacak şekilde (fil dişi, deri vs.) ticari ürün buralardan geçip gidiyordu. Bu ticaret merkezleri zamanla şehirleşti. Şehirleşme de yayılmacılığı getirdi. Portekizliler’i artık kıyılar tatmin etmiyor, Afrika’nın içlerine ilerliyorlardı. Gine-Bissau bu duruma örnektir. Hazır ülkenin adını da verdik kaç yılında Portekiz’in buradan geri çekildiğini de yazalım. 1480’lerde buralara gelen Portekizliler 1973’te bu bölgeden elini eteğini çekmiştir. Neredeyse 500 yıl sömürü düzeni…

Şimdi de Afrika’nın Sahra Altı Batı, Güney ve Doğu kıyı sahillerinde ve yer yer iç kesimlerinde 500 yıl, sınırsız bir şekilde sömürüp fazladan insan iş gücü, maden kaynakları ve ticaret ürünleri sağlayan Portekiz’in Brezilya’da neler yaptığına bir bakalım.

BREZİLYA’DAKİ KIYIMLAR

Yukarıda Portekiz’in bugünkü Brezilya topraklarına nasıl çıktığını okudunuz. Pedro Alvares Cabral ve devamında bölgeye gelen Portekizli koloniciler büyük direnişlerle karşılaşmadılar.  Her zaman olduğu gibi başlangıçta misyonlerlik yapıldı. Hatta şu an Brezilya’nın başkentinden bile büyük ve önem arz eden şehri Sao Paulo, Civit Papazları tarafından kurulmuştur, 1554… Brasilia’yı Ankara, Sao Paulo’yu İstanbul olarak düşünün.

Portekiz bu bölgedeki halkları da köleleştirdi. Şeker kamışı tarlalarından büyük karlar elde eden Portekiz, aynı zamanda altın madenleri de oluşturmaya başladı. Önünde yerli engeli kalmamasıyla hayvancılık için Brezilya’nın içlerine hareketini sürdüren Portekiz, 18. yüzyıl başlarında buradaki ticari imtiyazı İngilizler’e kaptırıncaya kadar bölgenin, aynı Afrika’daki gibi, insan, yeraltı ve üstü kaynaklarını sömürdü. Bu tarihten sonra 19. yüzyılın başlarına kadar yerel yöneticilerin sözleri etkili olmaya başladı. 1820’de Napolyon’un İberya’yı işgaliyle Brezilya’ya geçen Portekiz Kralı IV John’un oğlu Pedro, isyan ederek Brezilya’yı ayrı müstakil bir devlet haline getirmiştir. Burada garip bir durum var. Sömürenlerden biri çıkıp, yeni bir devlet kuruyor ve bu kişi bölge halkı için kahraman oluyor… Durun, size bir ipucu vereyim, 1700’lerde ticari üstünlüğü bölgede kim ele geçirmişti, İngilizler. Bir oğul babasına neden isyan eder? Büyük bir fitne ya da doyumsuzluk varsa bu olur. Eski Dünya’daki Portekiz’in yüz ölçümü, isyan zamanındaki Afrika’daki sorunlarla dolu sömürge üslerini saymazsak, 92.212 kilometre kare. Brezilya’nın yüz ölçümü ise 8.515.767 kilometre kare…

portekiz-brezilya

“Bir suda iki balık kavga ediyorsa oradan 5 dakika önce uzun bacaklı bir İngiliz geçmiştir.” – Kızılderili atasözü 🙂 Portekiz’den İngilizler’e kayıyor gibi oldu, İngiliz tipi sömürgeciliği daha sonra yazacağım.

Kolonici aileler, kolonilere taşınan köleler derken ortaya melez gruplar da çıkmaya başladı. Örneğin Brezilya’daki bu melez gruba Caboclo denmektedir. Pedro Alvares Cabral’ın bu bölgeye çıkmasından 17. yüzyılın ilerleyen yıllarına kadar bölgede neredeyse 2.500.000 İKİ BUÇUK MİLYON yerli insan hayatını kaybetmiştir. 100 yılı biraz aşan bir dönem içerisinde bu kadar insanın ölümünü yine kolonici ülkelerin “modern tarih yazımı” ile bize aktardıkları bilgilere bakarak salgınlara bağlıyoruz…

20. yüzyıla girmiyorum, ama bir bilgi versek yeterli olur sanırım. 1900-50 arasında 80 kabilenin yok edildiği, yerli halkın nüfusunda devasa düşüşlerin yaşandığı gibi bir sürü detay mevcut.

HİNDİSTAN VE DENİZ YOLU ÜZERİNDEKİ KIYIMLAR

Portekiz, Hindistan’da Afrika ve Amerika’daki kadar fevri sömürgecilik yapamadı. Çünkü bu bölgedeki medeniyetler Eski Dünya’dan çok kopuk değildi. Vuku bulan problemler karşısında düzenli direnişler sergileniyor, devletler arası ittifaklar kurulup öyle veya böyle Portekizliler’in karşısına çıkılıp savaşılıyordu. İşte bu yüzden Portekizliler, Hindistan’da ticari üsler ve deniz yolu üzerinde de korsanlık yaparak bölgedeki ticareti tekel altına aldılar. Öyle ki Portekizliler’in Hindistan’daki hareketlerinin dünya ticaretine nasıl etki ettiğini Venedikliler’in bölgede Portekizliler’e karşı savaşan Müslüman devletlere destek olduğu hususundan yola çıkarak anlayabilirsiniz…

portekiz-hindistan

Elimdeki verilerde ve kaynaklarda hatta internette dahi Portekiz’in Hindistan’da, Amerika ve Afrika’da yaptığına benzer bir köle ticareti politikası uyguladığına dair bilgilere rastlayamadım. Ama yine de binlerle ifade edilen kölelerin Avrupa’ya taşındığına dair küçük bilgiler mevcut. Brezilya’daki arkadaşlarımdan bu hususa dair bilgiler istedim ancak kendileri müsait olmadığından onlar da bir veri iletemediler bana. Fakat bir kaynak önerdiler, bir kitap, adı da “Holy War: How Vasco da Gama’s Epic Voyages Turned the Tide in a Centuries-Old Clash of Civilizations” yazar Nigel Cliff. Ben de bu kadar meşgale arasında kitabı satın alıp gömülemedim.

Özetle burada Portekiz’in savaşları saymazsak, dünya ticaretinin seyrini değiştirecek 100 yıllık bir blokesi söz konusu. Hürmüz’ü elinde tutmayı başarması, Sokotra’yı alması ile Afrika ve Arabistan’a akan ticaret durdu. Karın tokluğuna bile yetmeyecek derecede sadece yerel bölgeleri doyuracak ürünler elde edilebilir hale geldi. Budist Hindular’ın desteğini alan Portekiz, Hindistan’da da kalıcı üstler elde ederek buradaki varlığını sağlamlaştırdı.

1500-1600 arası, bir asır boyunca tek başına burada esip gürleyen Portekiz, yaptığı ablukalarla Afrika’nın sahra altı devletlerinin tamamıyla fakirleşmesine sebep oldu. Delhi Türk Sultanlığı’nın bakiyeleri olan Müslüman devletlerin Hindistan’daki varlı mücadelesi de büyük bir darbe yemiş oldu. Olumlu bir yanı ise Osmanlı İmparatorluğu’nun bölgeye daha önem vererek fetihlerle ,ticaretine çok büyük etikler yapamasa da durağan halini devamlılığa döndürdü, İslam Coğrafyası’nı kalkanı içerisine aldı. Hicaz’ın yani Kutsal Topraklar’ın gayrimüslim Portekiz’in işgaline tabi olmasının önüne geçti.

Not: Portekiz’in sadece Hindistan’a değil, Malay halklarının yaşadığı bölgelere de uzanarak Malakka’yı da ele geçirdiğini, koloni kurduğunu es geçmemek lazım. Hindistan bölgesinde olduğu gibi burada da 1 asır kalan Portekiz, yerel Müslüman sultanlıklara ve Çin’e karşı mücadele etmiştir.

SON TAHLİL

Şimdi “Portekiz Tipi Sömürgecilik” için maddeler oluşturalım.

  • Dünyamızın bugünkü haline sebep olan sömürgecilik hareketi Cenevizli denizcilerin önderliğinde Portekizliler tarafından başlatılmıştır.
  • Portekiz tipi sömürgeciliğin temelinde misyonerlik vardır. Mekke ve Medine’ye çok yakın olan Cidde’nin işgali bu duruma bir örnektir.
  • Müslümanlar’a karşı yeni ittifak arayışı vardır. Yani amaç kesinlikle ama kesinlikle sadece “ticari” kaygılar değildir. Etiyopyalı Hristiyan liderlerle önceden ilişki kurma ve Kongo’nun yönetimini vaftiz edilmesi de bu duruma örnektir.
  • Yerli halkların insan yerine konulmadığı da yazımla sabittir.
  • Gerek insan gerek yer altı ve üstü kaynakların tam sömürüsü söz konusudur.
  • Sömürülen halklara ise asla eğitim, sağlık ve kaliteli bir yaşam sunma yoktur.

Battle-of-Alcácer-Quibir

Peki ne oldu da bu 100 yıllık esip gürleme bitti? Portekiz’in güttüğü şiddetli sömürü politikası, mesafelerin uzak oluşu ilk etkenler. Portekiz küçük yapısıyla her yere yetişemez hale geldi. Dünya’nın diğer ucunda Osmanlı, Çin ve Müslüman Türk-Hint-Malay devletleri ile çarpışmak zorunda kaldı. Giderek zayıflayan Portekiz rüzgarı, en büyük darbeyi Hindistan deniz yolu üzerinde karşısına çıkan Osmanlı İmparatorluğu’ndan yedi. Ama çok farklı bir coğrafyada! Fas’da! Daha fazla bilgi için “” yazıma bakabilirsiniz. Burada kısa bilgi vereceğim.

Portekiz sömürge dışında Kuzey Afrika’ya yayılmacı politika izliyordu. Fas’ın Ksar el-Kebir şehrinde Portekiz, Papalık, Castilyalı Gönüllüler, Alman ücretli askerler ve yerli Morolar ile Fas Sultanlığı ve Osmanlı İmparatorluğu arasında Vadi-yüs Seyl yahud Vadi-yüs Sebil adı verilen savaş vuku buldu. Burada muazzam bir çarpışma oldu. Sonuç ise kesin Osmanlı zaferi idi! Karşı cephede durum çok vahimdi. Portekiz Kralı Sebastian ölmüştü, geride varisi de yoktu, ülkesini İspanyollar’ın eline bıraktı… İslam ordularına karşı Haçlı ordusu toplayan Ebu Abdullah da öldü, onca kanı boş yere dökerek gitti… Bu arada Abdülmelik’in de kalbi bu başarıyı kaldırmadı, aşırı heyecandan vefat etti. Savaş sebebiyle üç kralın ölmesinden dolayı bu muharebe “Üç Hükümdar Muharebesi” olarak da anılmıştır. Liderlerin ölümü bir yana Haçlıların zayiatı son derece fazlaydı. Geri çekilirken mahalli topluluklar tarafından da yağmaya uğradılar…

1578 tarihli bu savaş sonrası Portekiz, İspanyollar’ın boyunduruğu altına girince sömürge coğrafyalar yerine Avrupa’daki siyasi çalkantılar girdabına yakalanarak deniz ötesi bölgelerdeki üstünlüğünü ilk önce İspanyollar’a akabinde de Hollanda ve İngiltere’ye kaptırarak daha sönük bir varlık göstermeye başladı. Kölelik dünya genelinde yasaklanmaya başlamasıyla Portekiz de bu yasağa uydu. Tabi değişen bir şey olmadı, bu sefer işçiler ücretli köleler haline dönüştüler.

portekiz-bayragi

Bugün Portekiz’in elinde sadece Azor Adaları ve Madeira Adaları bulunmaktadır. Adalar özerk bir şekilde yönetilmektedir. Portekiz, Avrupa birliği üyesidir. Avrupa Ekonomik Topluluğu içerisinde olan ülkeler sıralamasında yoksul ülkeler arasındadır. Gayri safi yurt içi hasıla sıralamasında 50. sıralardadır. Altınların ağırlığından gemileri batan Portekiz, nereden nereye…

AYRICA

Bundan sonraki yazılar “Portekiz sömürürken Osmanlı İmparatorluğu ne yapıyordu?” ve “Sömürgecilik Tarihi: Bölüm 3 – İspanya”, umarım vakit bulabilirim ve yazarım. Bu acize dualarınız ve desteklerinizi esirgemeyin 🙂 bilgi paylaştıkça değer kazanır, yazıyı paylaşıp arkadaşlarınıza okumaları için önerebilirsiniz.

Bkz. “Müslüman kölelerin isyanı” (Brezilya’da), yazar Yavuz Selim Kurt.

BİRKAÇ SORUM VAR!

Siz bir işte çalışıyorsunuz aylık kazancınız 2000 TL. Ama size her ay sonu havadan 10.000 TL geliyor 🙂 aynı işte çalışan arkadaşınız ise ayı 2000 TL ile kapatıyor. Kimin refah seviyesi artar? Sen sanayine öz kaynaklarından (insan gücü) 500.000 kişi çıkartırken, rakip ülke sadece 1 sömürge ülkesinden 5.000.000 milyon insan gücü çıkartıyor. Sen bu farkı nasıl kapatacaksın? Savaşlara bile kendi insanını yollamak yerine, sömürgedeki askerleri yollayan topluluklardan bahsediyoruz. Ve değerli okurlar, Portekiz sadece başlangıç, asıl tehlikeyi yazı dizisi ilerledikçe daha iyi göreceksiniz…

Kaynaklar

Yrd. Doç. Refik ARIKAN derlemeleri.
Yrd. Doç. Dr. Halim DEMİRYÜREK derlemeleri.

Yeni Hindistan Yolu Ve Amerika’nın Keşfine Osmanlıların Cevabı, Abbas Hamdani, Çeviren Mehmet Seyitdanlıoğlu.
İngilizce Wikipedia.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir